Bir Ağustos Gecesi bölüm 2
Bir Ağustos gecesi
Bölüm 2
“İnsan keşkelerle yaşar, belkilerle ölür”
Cümlelerimin bu kibar sessizliğine aşığım. İnancımı kaybedeli kaç yıl olduğunu bilmiyorum. Çaresizliğimi bir İnanç’a çevirmeyi hayal ederken onlar her gün birilerinin inancını kaybettiriyor. Saf ve duygusal bir çocuk olursan tokat atan insanları görmek için aynı geceyi beklersin.
“Yaşım ilerledikçe geceyi yazdıklarıma verdim, ömrümü ise gündüze. Ölmemek için gündüzü sevmek lazımmış. Yaşamak için gündüz lazımmış. Gece, geçmişim ve aydınlık bir geleceğim olmayacak günler kadar karaymış. “
Uçmağa eyledim bu çocuğu. Tamu ettim gençliğimi. Karamsarlık mevsimlere ev sahipliği yapan bir karayemiş ağacı yaprakları gibi… Kalemin bir sigara dalı. Kağıt ise ateş. Çayım zararsız bir hayatın öz gerçeği. Ben adımı bilmeyen, bilinmeyen bir insan.
Bazen anlamsız geçişler yapıyorum. Herkes anlamsız değil mi zaten? Gerçek anlam biz insanların yaratılışı. Anlamsız olan ise yaşamdan sonraki hayatımız. Çaresizliğimiz.
İnsanın en çaresiz olduğu o an ne? Hiç tanımadığı birisinin yanına oturması mı? Hiç suçu yokken suçlu olması mı? Çaresizlik hep aynı. Bir su gibi insanın çaresizliğinin şeklini alıp daha sonra başka bir çaresizlik gelince onun şeklini alıyor. Böyle devam ediyor.
Kahvaltı yapmayacağım. Simit ile çay yemeği özledim. Hemen her zamanki gibi vapurların oradaki fırına gidip sıcak bir simit alıp yanında ki çay evinden sıcak çay alıp öyle karnımı doğuracağım.
- Merhabalar. 2 adet simit alabilir miyim?
- Hoş geldiniz 5 dakika sonra fırından sıcak çıkacak isterseniz size öyle vereyim ?
- Teşekkür ederim bekliyor olacağım.
Limanın yanındaki caminin oradan dün ki kız geçiyor. Aynı şal ve aynı renkli kaban. Acaba vapura mı binecek? Yavaş adımlarını sanki duyuyor gibiyim. Ya da çaysızlıkdan dolayı böyleyim. Evet vapura bindi ve birazdan kalkacak. Acaba vapura binsem mi? Ne kaybederim ki? Bineceğim hiç çoktan gidip gelirim.
- Kolay gelsin soğukta olsun 2 tane simit alabilir miyim?
- Tabii ki nasıl isterseniz. Oğlum beyefendiye 2 tane taze simit verin.
- Buyurun.
- Teşekkür ederim.
Hızlı ve telaşlı adımlarla vapura doğru gittim. Adımımı atar atmaz baktım ama bulamadım. Etraftaki insanlar yanlış bir şey anlamasın diye dışarı çıkıp oturdum. Arkama bakmadım. Bakamadım. Kabalalık ya beni yanlış anlarsa? Yanlış, yanlış, yanlış… Doğrular nerede? Önyargılar yüzünden arkamı bile dönemedim.
Mutfaktan çıkan garson çocuğu gördüm. Bir tane çay alabilir miyim diye hareket ettim. Umarım sadece çay istediğimi anlar.
- Abi buyur sıcak çayın. Abi bir lira fiyatı önceden alıyoruz. Sonra çıkarken insanlar unutuyor.
- Tabii sizi anlıyorum. Bir dakika parayı bulmaya çalışıyorum. He burada imiş.
- Sağ ol abi. Sıcak çay, çok mu sıcak çay isteyen.
Çay ile simit kadar güzel tek şey kâğıt ile kalem herhalde. Ya da benim benzetmem. Geçerken kız kulesini gördüm. Çok yalnız gibi duruyor. Acaba zamanında ne için yapıldı? Acaba o zamanlarda mı yalnızdı. Herkes yanından geçerken tek yaptığı şey kule ile bakışmak. Şu an kullanılıyor gibi. İnsanlar gibi sanki. Adı var ama kendisi yok. Kendisi var ama mutsuz. Bilmiyorum. Sanat eserlerinin de duyguları vardır. Çünkü duygulu insan sanat yapar. Duygusuz insan sanat nedir bilmez.
Çocuk boşları toplarken vapurun önüne geçmeyi karar verdim karşı limanı gören bir yere oturdum. Limana yaklaşma yakın herkes kapıya geldi ben ise geminin burnun yanındaki en güvenilir yerde oturdum. Sonra yanıma yine biri oturdu. Hiç bakmadım ama gözlerim yeşil rengi gördü. Oydu. Göz göze geldik ve biraz bakıştık. Sanki gözleri bir şey anlatıyor ama kısık sesli konuşan birisi gibi anlamaya çalışıyordum. Önüne döndü. Bende önüme döndüm. Şu anki ruh halimi mi okudu gözümde? Ya da gülmediğim için mi. Bir daha bakmaya karar verdim. Bakmadı. Önüme döndüm ve hiç ses etmeden diğer limana varışını izledik.
Yanımda olmasına rağmen bir şeyler anlatmaya çalışıyor. Sanki konuşmamı mı istiyor? Ya da kendimi kandırıyorum. Limana doğru yanaştı gemi herkes kapıya geldiğini gördüm. O sırada ona baktım. Saçları rüzgâra dalgalanıyordu. Ya havaya ya da mutluluğa üşümüş gibiydi. Adım attı ve durdu. Bana baktı gülümsedi ve gitti. Neden benim gülümsememi beklemedi? İlk baktığında gülecektim ona. Keşke gülseydim. Belki de baktığında ben gülecektim. İnsan keşkelerle yaşar, belkilerle ölür. Bunu bir kez daha öğrenmiş oldum.
Limandan eve doğru giderken, dün oturduğum yerden geçtim. Acaba oraya gelir mi? Bekledim. Biraz daha bekledim. Üşüdüm ama bekledim. Gelmedi. Yanımdan 3 tane çocuk geçti. Gülüyorlardı. Sanki halime güler gibilerdi. Hiç çoktan gülmek bir çocuğa çok yakışıyor. Ben hariç…
Ben böyle bir hayatım olsun istemedim. Bende diğer çocuklar gibi oynamak isterdim. Gülmek isterdim. Sevmek isterdim. İsterdim… Ömrümün bana verecek bir dileğim olsa, çocukluğuma dönmeyi isterdim. Bolca aynaya bakardım saatlerce gülerdim. Gülmek için bir neden aramazdım.
Eve geldiğimde kapının önündeki sudan içen yavru bir kedi gördüm. Suyunu içtikten sonra ayağıma dolaştı. Biraz sevdim ve eve girdim. Yine aynı koltuğuma oturdum. Kağıda yazdığım en son sözümü okudum. “Umarım herkes bir gün güzel hikayeler gibi hayatlarına başlar.”
Devamı bir sonraki ağustos akşamında…
Birinci Bölüm : Bir Ağustos Gecesi bölüm 1
İkinci Bölüm : Bir Ağustos Gecesi bölüm 2
Üçüncü Bölüm : Bir Ağustos Gecesi bölüm 3
Dördüncü Bölüm : Bir Ağustos Gecesi bölüm 4
Fotoğraf : İnanç Akyazı arşivinden bir videodan alınmıştır. (5846 kanunu ile korunmaktadır.)

Merhaba, ben İnanç Akyazı. Karadeniz Teknik, Atatürk, Trabzon ve İstanbul üniversitesinde okumaktayım. Felsefe, edebiyat , teknik-bilim pazarlama, reklamcılık ve sanat ile uğraşmaktayım.

SİMANIN KIYILARINDA: “YILDIZLARIM”
Güven
Birer Toplam
Kalbim
Sana.. en çok gülmek yakışıyor..Devamını bekliyörümm